SAYIN CUMHURBAŞKANIMIZIN 2019 ÖDÜL TÖRENİ KONUŞMASI

Sn. Cumhurbaşkanımızın Ödül Töreni Konuşması

Radyo Ve Televizyon Gazetecileri Derneği’nin Kıymetli Yöneticileri, Medyamızın Saygıdeğer Mensupları,

Kıymetli Misafirler,

Sizleri en kalbi duygularımla, muhabbetle, saygıyla selamlıyorum. Medya Oscarları Ödül Töreni münasebetiyle sizleri Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde, milletin evinde misafir etmekten memnuniyet duyuyorum.

Radyo Televizyon Gazetecileri Derneğimizin yöneticilerine bu güzel buluşmaya vesile oldukları için şahsım, milletim adına teşekkür ediyorum.

Bu seneki Medya Oscarlarına layık görülen televizyoncularımızı, radyocularımızı, muhabir ve sanatçılarımızı gönülden tebrik ediyorum. Fedakârca yürüttükleri çalışmalarla halkımızı bilgilendirme faaliyeti yürüten medya mensuplarımıza şükranlarımı sunuyorum.

Radyo Televizyon Gazetecileri Derneğimizin hem kendi alanında, hem de sosyal sorumluluk projelerinde üstlendiği öncü rolü takdirle karşılıyorum. Derneğimiz hepsi de birbirinden önemli alanlarda birçok kritik projeyi başarıyla hayata geçiriyor. Dördüncü senesini artık geride bırakan “Sporla Kal Güvende Kal” kampanyasıyla şimdiye kadar binlerce gencimiz spor ve sanata teşvik edildi. Farklı branşlardan milli sporcularımız, gazetecilerimiz, sanatçılarımız ülkemizin dört bir yanında ailelerimizle ve evlatlarımızla bir araya geldi. Yine gençlerimizi uyuşturucu ve her türlü bağımlılıktan korumak, aileleri bilinçlendirmek amacıyla “Narkotik Polisi Anne Projesi” hayata geçirildi.

Derneğimizin terör mağduru kadınlarımızın haklı mücadelesini dünyaya duyurmak için yürüttüğü çalışmaları da önemsiyorum. Yaklaşık 40 yıldır terörle mücadele eden bir ülke olarak örgütün gerçek yüzünü deşifre etme konusunda halen arzu ettiğimiz seviyede değiliz. Bölücü örgüt askerimizin, polisimizin, öğretmenimizin, din görevlimizin, en çok da Kürt kardeşlerimizin kanını dökerek varlığını sürdürmüştür. Baskıyla, tehditle, kandırarak dağa çıkardığı binlerce gencimizin kanından beslenen bu nebbaşlar en büyük acıyı çocuklarını örgüte kaptıran analara yaşatmıştır. Kendi evlatlarını Paris’e, Londra, Brüksel’e tatile gönderenler, analarından kopardıkları Kürt çocuklarını Kandil’e, Sincar’a, Suriye’ye ölüme yolladılar.

Diyarbakır Anneleri evlatlarına kavuşmak için açtıkları bayrakla hem korku duvarlarını yıktılar, hem de terör örgütünün kanlı yüzünü ifşa ettiler. Terör örgütü sempatizanlarının kimi iğrenç saldırısına rağmen 500 gündür evlat nöbeti tutan bu cesur anneleri bir kez daha şahsım, eşim, milletim adına saygıyla selamlıyorum.

Ciğerparesine sarılmak isteyen bir ana yüreğini hiçbir tehdit korkutamaz, yıldıramaz. Anaları karşısına alan hiçbir yapı ne kadar çirkefleşirse çirkefleşsin hedefine ulaşamaz. Çocuklarını kurtarmak için anaların önüne hiçbir set vurulamaz. Çünkü anaların evlatları için döktükleri her damla gözyaşında zalimi sarsan, zulmü deviren bir kuvvet vardır. Kandil’deki terör baronları ve siyasetteki uzantılarının Diyarbakır annelerinin evlat nöbetinden korkmalarının temel sebebi de işte budur.

Türkiye teröre, şiddete, gözünü kan ve kin bürümüş katil sürülerine karşı yürüttüğü mücadeleyi inşallah anaların da desteğiyle zafere taşıyacaktır, hiç endişeniz olmasın. Bu toprakların geleceğinde teröre ve şiddete yer yoktur, olmayacaktır.

Şüphesiz bu süreçte hepimize, özellikle de siz değerli basın mensuplarına, sanatçılarımıza büyük sorumluluklar düşüyor. Hep söylediğimiz gibi, teröristle mücadele güvenlik kuvvetlerinin, terörle mücadele ise siyaset kurumundan medyaya tüm toplumun görevidir. Ancak bu konuda ülke olarak yıllardır çok ciddi sıkıntılar yaşıyoruz. Türkiye’de bölücü terörün 40 yıldır bitirilememesinde bir dönem yapılan yanlışlar kadar kimi basın yayın organlaştıran terörü meşrulaştıran, teröristi masumlaştıran dilinin de payı bulunuyor. Diyarbakır annelerinin sürdürdüğü evlat nöbetinin bu açıdan bir turnusol işlevi gördüğüne inanıyorum. Kandil’deki teröristlerin reklam ajansına dönüşen kimi medya kuruluşları bırakın Diyarbakır annelerine destek vermeyi, yaptıkları haberlerle bu masum eylemi itibarsız hale getirmeye çalıştılar. Aynı şekilde bölücü örgüte gönüllü avukatlık hizmeti sunan sözde insan hakları dernekleri bu annelerin feryatlarına kör ve sağır kesildiler. Bir kere ziyaret ettiklerini duydunuz mu, geldiler mi? Hayır. Ama başka zamanlarda buralardan hiç eksik olmadılar. İttifak ortaklarını küstürmemek için devleti suçlayan, destek vermek yerine analara desteğe giden bakanlarımızı eleştiren partiler oldu. Diyarbakır’a kadar gidip bölücü örgütün uzantılarına şirinlik yaparken iki adım ötedeki bu acılı anneleri ziyaret dahi etmeyen siyasetçiler gördük. Lafa gelince demokrasiyi, çocuk ve kadın haklarını, özgürlükleri kimseye bırakmayanlar evlatları kaçırılmış annelere bir kez olsun sahip çıkmadılar.

Yine bu dönemde ne Batılı medyadan, ne de Batılı insan hakları kuruluşlarından hiçbir dayanışma mesajı duymadık. 6-8 Ekim olaylarında onlarca masum insanın kanının dökülmesine sebep olan bir şahsı adaletten kaçırmaya çalışanlar, çocukları ellerinden alınan anneler için tek bir cümle dahi kurmadı, kuramadı. Ülkemizdeki muhalefet partilerinden sözde insan hakları örgütlerine, medyadan yazarlara kadar birçok kesim tam 500 gündür bu meselede üç maymunu oynadı.

Diyarbakır anneleri haklı mücadeleleriyle sadece terör örgütünün karanlık yüzünü değil işte bu riyakârlığı da ifşa ettiler. Terör ve şiddet konusunda ülkemiz içindeki ideolojik bağnazlığın ortaya çıkmasını onlar sağladı. Bu tablo karşısında Radyo Televizyon Gazetecileri Derneğimizin Diyarbakır anneleriyle ilgili aldığı inisiyatifin daha da anlamlı hale geldiğine inanıyorum.

Yurt dışındaki insanların bölücü örgütün bu coğrafyada açtığı derin yaraları öğrenmesi, anlaması, bizzat mağdurlardan dinlemesi önemlidir. Bu yönde atılacak her adımı desteklemekte kararlıyız. Derneğimizi bu yöndeki gayretleri için tekrar tekrar tebrik ediyor, Rabbimden kendilerine muvaffakiyetler diliyorum.

Değerli Misafirler,

Dijitalleşmeyle beraber hayatımızın her alanında olduğu gibi iletişimde de köklü değişiklikler yaşanıyor. İnsanlık merkezinde teknolojinin yer aldığı yeni bir hayat biçimine doğru yol alıyor. Bir önceki kuşağın hayal dahi edemediği pek çok imkâna bugün teknolojisi sayesinde saniyeler içerisinde ulaşabiliyoruz. Ben buna adeta bir teknolojik faşizm diyorum, böyle bir yapıyla karşı karşıyayız. Dünyanın en ücra köşesinde meydana gelen herhangi bir gelişmeden anında haberdar oluyor, daha evvel saatlerimizi harcadığımız işleri bugün saniyeler içinde yapabiliyoruz. Koronavirüs salgınıyla beraber dijitalleşmede yeni bir safhaya geçtik. Eve kapanma zorunluluğu, teknolojinin günlük hayatımızdaki yerini hiç olmadığı kadar artırdı. İş dünyasından eğitime, ticaretten sağlığa, hayatın rutin düzenini kısmen devam ettirebilmesinde teknolojinin katkısını elbette inkâr edemeyiz. Mesela bugün çocuklarımız okullarına gidemeseler bile çevrimiçi olarak eğitimlerini sürdürebiliyor. İhracatçılarımız yurt dışındaki müşterileriyle irtibatlarını farklı iletişim uygulamaları üzerinden kurabiliyor. Kamu görevlimiz, mühendisimiz, mimarımız, öğretmenimiz ve daha birçok meslek mensubumuz bu zorlu dönemde vazifelerini dijital altyapılar sayesinde sürdürebiliyor. Ancak, dijitalleşme ve yeni medya araçları sağladıkları kolaylıklar yanında, beraberinde ciddi riskler de getirmektedir. Bir yanda demokratik mecraları çeşitlendiren dijital ağlar, diğer yanda siber zorbalık, siber terör ve yalan haber gibi kavramları da gündemimize taşımıştır. Hayatımızın hiçbir döneminde olmadığı kadar çok dezenformasyona maruz kalıyoruz. Bilhassa sosyal medyada yayılan haberlerin kahir ekseriyetini düzmece haberler oluşturuyor. Son günlerde yaşanan dramatik hadiselerin bu bakımdan önemli olduğuna inanıyorum.

Amerikan seçim sonuçları ekseninde süren tartışmalar bizim de bir süredir dile getirdiğimiz bir taraftan teknolojik dedim, diğer taraftan da dijital faşizmin nerelere kadar uzanacağını gözler önüne sermiştir. Bakınız burada sadece sosyal medyanın denetimsizliğinin yol açabileceği toplumsal kargaşalardan bahsetmiyorum, asıl tehlikeli olan sosyal medya tröstlerinin siyasete ve özgürlüklere yönelik keyfi ve aleni müdahale cesaretlerinin artmasıdır. Demokrasiyi, demokratik kurumları hedef alan şiddet eylemlerini elbette mazur göremeyiz. Ancak hiçbir hukuki dayanağı olmadan insanların iletişim kanallarının kapatılmasını da kabul edemeyiz. Söz konusu sosyal medya şirketlerinin devletlerin vatandaşlarını koruma amacıyla attığı adımlara özellikle verdikleri tepkileri de gayet iyi biliyoruz. Türk mahkemelerinin terörü ve şiddeti öven hesaplarla ilgili kararlarının hemen hiçbirini uygulamadılar. Bölücü terör örgütü mensuplarına sergiledikleri müsamahayı bu katillerin canını yaktığı insanlara göstermediler. Sosyal medya linçine uğrayan insanların mağduriyetini giderecek hiçbir çabanın içine girmediler. Daha da vahimi, içeriği, gayesi, çerçevesi ne olursa olsun tüm hukuki düzenlemeleri özgürlüklere müdahale yaygarasıyla sabote ettiler. Türkiye olarak Gezi olaylarından başlayarak bugüne kadar sosyal medya şirketlerinin birçok keyfiliğine maruz kaldık. Bu yapılara karşı vatandaşımızı ve demokrasimizi savunduğumuz için başta muhalefet partileri olmak üzere acımasızca eleştirildik. Ancak geldiğimiz noktada dijital diktatörlüğe ve siber zorbalığa karşı verdiğimiz hukuk mücadelesinin önemini daha iyi anlıyoruz. İyi ki bu meseleyi çok erkenden gündemimize almışız diyoruz.

Kıymetli Dostlar,

Bu vesileyle bir hususun altını tekrar çizmek istiyorum. Devletin görevi vatandaşlarının özgürlüğünü korumak, güvenliği, huzurunu, hak ve hukukunu temin etmektir. Biz genci yaşlısıyla 83 milyonun tamamına karşı sorumluyuz. Nasıl ülkemiz sınırları içinde teröre izin vermiyorsak, sanal dünyada da terör propagandasına, terörün zemin kazanmasına müsaade edemeyiz. İnsanların tacize uğradığı, dolandırıldığı, onurlarının kırıldığı, linç edildiği, her türlü haklarının çiğnendiği bir sanal dünyaya asla teslim olmayacağız. Özgürlük kılıfı altında Türkiye’yi yalan haberin, iftiranın, hakaretin, tehdidin, provokasyonların kol gezdiği bir iklime terk etmeyeceğiz. İnsanımızın hak ve hukukunu gözetmede kendilerini hukukun üstünde göre sosyal medya şirketlerinin baskılarına boyun eğmeyeceğiz. Burada bir ofis kurma, ama buradan reklamlarla, her şeyiyle paraları al topla ve Türkiye’yi adeta bir soygun cennetine çevir; yok böyle şey. Bak şimdi cezalar kesilmeye başlayınca, onlar da kuzu olmaya başladılar. Ödeyeceksin, Batıda nasıl ödüyorsan, burada da ödeyeceksin.

Bu amaçla bir taraftan kendi milli ve yerli alternatiflerimizi geliştirirken diğer taraftan da hukuki düzenlemeleri kararlılıkla hayata geçiriyoruz. Vatandaşlarımızın can ve mal emniyetine gösterdiği hassasiyetin aynısını verilerimizin korunmasına da gösteriyoruz. Türkiye’nin verisi Türkiye’de kalmalı diyerek başlattığımız çalışmalarda önemli mesafe aldık. Geçen hafta yaşanan hadiselerden sonra inşallah bu çalışmaları daha da hızlandıracağız.

Son dönemde bazı uluslararası şirketlerin de içinde yer aldığı skandallar bu konuda ne kadar dikkatli ve hassas olmamız gerektiğini göstermiştir. Veri mahremiyetine dair farkındalık yükseldikçe milli teknolojilere yönelim de artıyor. Yabancı uygulamaların kişisel veriler konusundaki çifte standartları, BİP gibi milli anlık mesajlaşma uygulamalarının kullanımı yaygınlaşıyor. İnşallah önümüzdeki dönemde bu alanda yerli ve milli altyapımızın gücünü arzu ettiğimiz seviyeye çıkartacağımıza inanıyorum. İnşallah yerlisini, millisini biz de kuracağız, zaman yakın. Medyanın toplum adına kamuoyu oluşturan bir kuvvetten ziyade kendisini siyasetin, yargının, yasamanın yerine koyan bir anlayışa sürüklenmesi en büyük zararı kendine verir.

Darbe dönemlerinde Türk medyasının nasıl kötü bir görüntüye sürüklendiğini hepimiz gayet iyi hatırlıyoruz. Ayrıcalıklarını kaybedenler rahatsız olsalar da bugün daha renkli, daha demokratik, daha çoğulcu bir medya yapısına sahibiz. Halen eksikliklerimiz yok mu? Elbette var. Bu eksiklikleri de gidermenin yollarını arıyoruz. Kaleminin ve mesleğinin hakkını verenlerin sayısı arttıkça inşallah Türk medyasındaki kötü hatıraların izleri de silinecektir. Siyah beyaz yıllardan geleceğe uzanan bir çınar olan Radyo ve Televizyon Gazetecileri Derneği’nin bu konuda önemli bir rol oynamaya devam edeceğine inanıyorum.

2019 yılı Medya Oscarlarına layık görülen basın mensuplarımızı ve kuruluşlarımızı tekrar tebrik ediyorum. Her birinize çalışmalarınızda başarılar diliyorum. Sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. Kalın sağlıcakla.

 


21 Ocak 2021 Perşembe
Bu Haber Sizden Önce defa okundu.